26 Ekim 2009 Pazartesi

...

Hayattayım ama bilgisayarımda oluşmuş bulunan teknik bir aksaklıktan dolayı ne yazı yazabiliyorum, ne de doğru düzgün bloglara uğrayabiliyorum. Sorun giderilince görüşmek üzere. Anlatacak çok şey birikti aslında :)

Fon olarak seçtiğim müzik eserine gelince... bu aralar çok içesim var çok... Bir de bu şarkıyı ilk kez duyduğum akşamı unutmayasım...

28 Eylül 2009 Pazartesi

Biri Hido'yu durdursun Nuri!

13 Eylül 2009 Pazar

Selin Yuttuğu Hayvan Barınağı


Yaşadığımız şehir "Dünya Kültür Başkent"lerinden biri, ama geçen sene dört gözle beklediğimiz ancak haftabaşında azıcık fazlaca yağan yağmurun yol açtığı sel ve çamur nehiri önüne kattığı koca koca araçları, evlerden sürüklediği eşyalarla birlikte 31 canı alıyor ve sayısını tam olarak bilmediğim, içlerinde bebeklerinde olduğu şahısları da yutuyor. Ha bir de yaklaşık $100 milyon'lık bir de zarar bırakıyor arkasında. Gözü yaşlı insanlar can ve mal kayıplarına yanıyorlar. Devlet büyüklerimiz (!) deodoranttan tutun da eski belediye başkanlarına kadar herkesi ve herkesi suçluyorlar, ve vatandaşlarımızı madur bırakmayacaklarını, gerekli maddi yardımların yapılacağını da sözlerine ekliyorlar.


Ancak bu arada madur olduklarından pek kimselerin haberdar olmadığı başka dostlarımızın da olduğu akıllarına gelmiyor, ya da bu kadar insan yitip gitmişken hayvanlardan bahsetmek ayıp ya da yersiz diye düşünüyorlar, o kadarını bilemiyorum.


Biraz önce sevgili ferulago'nun blogunda okuduğum yazı ve idil'in blogunda gördüğüm fotoğraflar içimi parçaladı. Ne belediyeler ne de devlet büyükleri yardım ediyor bu canlılara. Lütfen tıklayınız. Bu durumda iş gönüllülere düşüyor. Gönüllülerin de boyunu aşan maddi bir boyutu var tabii ki bu acıklı durumun. Hayvan barınaklarının durumu malum. Normal şartlar altında bile ayakta durmakta zorlanan bu kurumlara yardım etmek lazım. Bahçeşehir Hayvan Barınağı'ndan kurtarılabilen köpekler ve kafeslerinde kilitli kaldıkları için çamurun içinde boğularak can veren kediciklerden geriye kalan sadece dördü (yanlış okumadınız geriye sadece 4 yazıyla DÖRT) Yedikule ve Bakırköy Hayvan Barınaklarına nakledilmiş. Durum vahim, ihtiyaçlar büyük ve acil. Tek başına kimse herşeye ve heryere yetişemez, ama ufak da olsa yapılacak katkılar birleşip büyür ve en azından şu anki acil durumla savaşan gönüllülerin yüklerini az da olsa hafifletebilir. İster BGD'nin websitesinde verilmiş olan iletişim numaralarından gönüllülere ulaşabilir ya da Migros'un kangurum sitesi üzerinden herhangi bir kargo ücreti ödemeden bütçenize uygun barınak ihtiyacını karşılayabilirsiniz.


Tatilden döneli 1 hafta oldu ama bu son 7 gün içinde tüm olan bitenden ötürü yaşadığım şaşkınlık ve beyin donması hissi nedeni ile yazmadım, yazamadım. Nasıl bir şehir ki burası işine gitmek için bindikleri aslında insan taşımak için kullanılmaması gereken aracın içinde ve şehrin göbeğinde 7 kadın ölebiliyor. Nasıl bir şehir ki burası aslında mühürlenmiş ama hala kullanımda olan bir garaj var ve tır şöförlerine mezar oluyor. Nasıl bir şehir ki burası dere yataklarına ev yapıp sevdiklerinin hayatlarını hiçe sayan cahiller yaşıyor. Nasıl bir şehir ki burası cahillikler verilen tapular ve ruhsatlarla ödüllendiriliyor, yasadışılık meşrulaştırılıyor. Nasıl bir şehir ki burası hem kendisine aşık ediyor hem de nefret ettiriyor. Nasıl bir şehir ki burası yaşayanlarının sıktığı deodorantlar 31 cana mal oluyor...


25 Ağustos 2009 Salı

Tatilde 2. tur başlaaaar...

Yaklaşık 15 gün yokum. Dönüşte görüşmek üzere.



21 Ağustos 2009 Cuma

Et yemem artık!


Habertürk'ün internet sitesinden bir haberin ayrıntılarına bakmak istediğimde iğrenç bir başka habere denk geldim (vahşice kesilen bir hamile inek ve yavrusu ile ilgili bir haber. İçiniz kaldırmayabilir, önceden uyarmış olayım). Yaklaşık 1,5 senedir (tabii ki piştikten sonra) kesmem gereken türde kırmızı et yiyemez olmuştum. Sadece eksik protein almamak adına, yani tamamen sağlık adına, o da isteksizce kıyma yiyebiliyordum. Ta ki yukarıda bahsi geçen haberin sadece üst başlığını görünceye kadar. Devamını okuyamadım, buraya linkini eklerken de sitede her haberden önce size sormadan açılan ve 7-8 saniye süren reklamın haberi saklamasını fırsat bilip adresi kopyaladım. Artık ben kıyma falan da yiyemem. Bitti!

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Soluk Mavi Nokta

Önce blogum hacklendi, şekli şemali bozuldu. Sonra da annem ve babam çıkacakları tatil için İstanbul'a geldiler. Bu sabaha karşı onları yolcu ettikten sonra saat 03:00 gibi ancak uyuyabildim. Sonrası indik/bindik/vardık mesajları ve telefon konuşmaları ile saat 06:30'dan itibaren bölünmeye başlayan ve 07:45'e kadar ancak süren bir uyku ile yeni bir haftaya başladım. Anlatacak çok şey var, ama bende yazacak hal yok. İşte çok yoruldum bugün. Ama akşam izlediğim bu videoyu da paylaşmadan bir gün daha geçirmek istemedim. İyi seyirler...

Carl Sagan - Pale Blue Dot - Soluk Mavi Nokta from Cagdas Calis on Vimeo.

11 Ağustos 2009 Salı

Pfffffffft

Tam bir heves yazmaya başlamışken bana yapılır mı bu be blogger???? Ya da her ne ise adın... sayfa düzenim alt üst olmuş... sevmem böyle şekilsiz şeyleri... kaçtı yine hevesim... öfffff